12 Mart 2020 - Terhaneler ve Boykot - Hüseyin S. Kuyumcuoğlu

12 Mart 2020 - Terhaneler ve Boykot - Hüseyin S. Kuyumcuoğlu

Bu sunumda, terhanelere (sweatshops) karşı örgütlenmiş bir tüketici boykotunun veya yürüyüş tarzı bir eylemin tüketiciler/eylemciler üzerinde yarattığı ahlaki sorumluluğu inceleyeceğim. Şöyle bir örnekle konuyu özetleyeyim: Aktivistler böyle bir eylemi duyurduğunda, bu eyleme katılmak için ahlaki bir görevimiz olup olmadığı her zaman aklımıza gelmeyebilir. Eylemin amaçları konusunda tamamen aynı fikirde dahi olsam yeterli insanın katılacağını düşünüp “ben katılmasam da olur” diye akıl yürütebilirim. Bu akıl yürütmeye göre, böyle bir durumda önemli olan kimin katıldığı değil, eylemin sonuca ulaşıp ulaşmadığıdır. Yeterli sayıda insan katıldığında eylem başarıya ulaşacağına ve eylemin duyurusu çeşitli araçlarla yaygın şekilde yapıldığına göre ihtiyaç duyulan eylemci sayısına ulaşılacağı makul bir beklentidir. Ama öte yandan rasyonel olan herkes benim yaptığım bu basit akıl yürütmeyi yapabileceğine göre, aslında hiç kimsenin (veya yeterli sayıda bireyin) katılmacağı da makul bir beklentidir. Bu durumda “nasılsa kimse katılmayacaksa, ben neden zahmet edip katılayım ki” diye düşünmeye başlamam hiç de beklenmedik olmaz. Nihayetinde, eylemlerin beklenen sonuçlarına bakarak karar vermemi sağlayan sonuççu ahlak eyleme katılmayıp aynı vakti daha çok fayda sağlayacak bir şeyler için harcamamın ahlaken doğru davranış olduğunu belirtecektir. Yani ahlak teorileri arasında oldukça kuvvetli bir yeri olan sonuççu ahlakı takip eden birisi eylemlere veya boykotlara katılmak için iyi bir sebep bulmakta zorlanacaktır. Bu sunumda, sonuçlarla beraber prensipleri de önemseyen sözleşmeci ahlakın bu soruna bulduğu çözümü tartışacağım.